Değerlendirme: Uluslararası Börklüce Mustafa Sempozyumu

_MG_9479

İzmir’de Akdeniz Akademisi ve İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen sempozyum geniş katılımı, katılımcılara gösterilen ilgi ve organizasyon açısından hayli başarılıydı. Bildirilere bakıldığında genelde isyanlar, özelde ise Börklüce Mustafa konusunda uzman akademisyenlerden araştırmacılara yerli yabancı pek çok çevreden katılım bulunmaktaydı. Bunlar arasında Ahmet Yaşar Ocak başta olmak üzere Zeki Arıkan, Elias Kolovos, Katerina Venedikova, Nuri Adıyeke, Attila Aytekin, Marinos Sarıyannis, Raşit Çavaş, Erdem Çıpa gibi pek çok isim yer almaktaydı.

Özellikle heterodoksi üzerine yıllardır çalışan Ahmet Yaşar Ocak’ın katılımı önemli sayılmalıdır. Ocak’ın metodoloji vurgusu sağlam bir metod bilgisine sahip olmadan meseleleri ele almanın sakıncası üzerine yaptığı uyarı dikkate değerdi. Bir de elbette çeşitli kaynaklardan yapılan alıntıları bağlam ve zemininden koparılmaması gerektiği üzerinde durdu ki tüm araştırmacılar için önemli bir uyarıydı. Sempozyum dönemin koşulları, isyanın niteliği ve anlamı, Osmanlı tarihi bağlamında değerlendirilmesi gibi pek çok noktada meseleleri hatırlatma ve yeni tartışma zeminleri oluşturma açısından oldukça verimliydi. Ayrıca gelecekte yeni çalışmalar oluşturulması için araştırmacılar arasında bilgi alış verişi ve tanışıklık da sağladı.

Sempozyumda öne çıkan eğilimlerden biri Börklüce Mustafa’yı yüceltmeye yönelik genelde Alevi kültürü ve inancı onun devletle ya da hâkim Sünni otoriteyle mücadelesi olarak okuma eğilimi oldu. Hatta sempozyum boyunca izleyiciler arasında da buna dair bir beklenti olduğu anlaşılmaktaydı. Ama bu çevrelerin Börklüce’yi sahiplenmenin ötesinde hiçbiri alevi toplumu için Börklüce’nin kimliği ve ne ifade ettiği üzerine herhangi bir bildiri sunmadığı görüldü. Katılımlar arasında en dikkat çekici olan bir süredir bu konuda çeşitli romanlar yazan isimler oldu. Zaten roman kurgu niteliğiyle bilimsel bir alt yapıya sahip olmadığı için bu isimler de Şeyh Bedrettin, Börklüce ve Torlak Kemal’e bilimsel bakıştan daha çok özel bir samimiyet hissettikleri anlaşılmaktaydı.

13451140_10209880980804067_832588693_n

Sempozyumda Okan Bozlağan ve Héctor Vielva Diego tarafından “Merkez ile Çevre Arasında: Güç, Rekabet ve Heterodoks Dünya” başlıklı bir bildiri sunuldu

 

Bilimsel bir bakış açısından bakanlar ise Dukas dışında Börklüce isyanı hakkındaki birincil kaynakların yokluğunda ya kuramsal bir çerçevede değerlendirme yoluna gittiler ya da çeşitli teoriler üzerinden bu konuya eğildiler. Teorilerin hepsi de Avrupa-merkezli bir yaklaşımın ya bire bir tatbiki ya da uyarlanmasından oluşuyordu. İsyanı diğer dönem ve yüzyıllardaki çeşitli isyanlarla karşılaştıran, toprak ve mülkiyet üzerinden meseleyi okuyanlar da oldu. Bu çerçevede, genelde Marksist bir perspektiften bakış ağırlık kazandı. Böylece isyanı mevcut düzene topyekûn bir karşı çıkış yeni bir düzen, yeni üretim-bölüşüm ilişkisi isteğinin bir sonucu olarak değerlendirdiler. Haliyle en çok kullanılan cümle de “Yârin yanağından gayrı her şey ortak” oldu. Bu bakışa göre Börklüce isyan başlatan aksiyoner bir devrimciydi. Ama Börklüce’nın uygulama pratiklerine dair bir ipucu bulunmadığından ya da Paris komünü gibi bir Karaburun komününden söz edilemeyeceğinden bu tür anlatılarda ciddi bir boşluk bulunmaktaydı.

Yine Avrupa-merkezli yaklaşımların etkisiyle İngiltere ve Fransa’daki köylü isyanlarıyla çeşitli benzerlikler kuruldu ama mesela neden Çin değil de Avrupa’daki köylü isyanlarıyla karşılaştırma yaptıklarını açıklama yoluna gidilmedi. Gezi Parkı protestolarıyla da bağlantılar kuruldu ve ezilenlerin direniş tarihi anlatısı çerçevesinde ele alındı. Tüm bu bakış açıları artı ve eksi yönleriyle durumu çok boyutlu bir şekilde değerlendirmemize yardımcı oldu.

13177277_1250953141603980_6938586107211149685_n

Sonuçta, akademik camianın Osmanlı tarihinin bu en karmaşık dönemlerinden birinde gerçekleşen Börklüce Mustafa isyanı üzerine yeterince eğilmediği ya da birincil bir mesele gibi görmediği ortadadır. Elbette bu dönem yazılı kaynakları sınırlıdır ama belki de, Elias Kolovos’un önerdiği gibi, tarihe yardımcı arkeoloji gibi diğer bilimlerden yardım alınmasıyla ciddi veriler elde edilebilir. Ancak geniş bir tarihi perspektiften bakıldığında devletin o günkü gidişatı çerçevesinde bastırılmış bir isyandır ve dolayısıyla da üzerinde bu kadar durmanın Osmanlı tarihini çalışmalarına ne gibi katkılar sağlayacağı da tartışmalıdır. Yine de akademik bir seviyede, bu konu üzerinde tartışma yapmakta fayda bulunmaktadır.

Okan Bozlağan & Héctor Vielva Diego

Bunlar da ilginizi çekebilir...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir