Global Dünya’ya Global Tarih

Flag-Globe

Küreselleşme olgusu, bizleri, dünya tarihini bir bütün içerisinde ele almaya mecbur bıraktırmaktadır. Değişik toplum ve kültür mukayeseleriyle geliştirilmiş açık bir tarih bilimi belirmektedir; bu bilim, bundan böyle kültür ve medeniyetler arasındaki bağlantıları araştırmakla kalmıyor, imparatorlukların kaderleri ve kişisel hayat çizgileri arasında ilintiler dokuyor. Tüm dünya toplumlarının, çeşitli olgu ve eşyalarının gizemini gün ışığına çıkarmak için coğrafya, ekonomi, siyasal bilimleri, antropoloji ve sosyoloji gibi bilimleri ortak bir çalışmaya davet ediyor. İşte global tarih projesinin genel çizgileri…

Tarih yazımının, merkezkaç olması gerektiği üzerinde duruluyor. Global dünyaya global tarih: herkes bunu anlayabilir. Fakat tarih sürecini tüm kıtalara, tüm tarihlere açık tutmak sadece sözle olmuyor; nasıl bir metod kullanılacağı üzerinde de mutabakat gerekli. Zira unutmayalım, bu kaygı yeni değil; Voltaire, vaktinde Çin’i ve Hindistan’ı kenarda bırakan ”evrensel tarih” teşebbüslerine karşı ateş püskürüyordu. Bize daha yakın, iki şaheser, “Fernand Braudel’ in Akdeniz ” i (1949 ), veya “Denys Lombard’ ın Java Kavşaği ” ı, coğrafi darlıkların ötesine geçmiş eserlerdi.

Bugün tarih yazımına çoğulluğunu ve onurunu kazandırmak isteyen birçok teşebbüs içerisinde en çekici olanı “tüm dünyaya bağlantılı” ( connectée ) tarih; Romain Bertrand’ ın son çalışması ”L’Histoire à parts égales” ( Eşit paylı Tarih ) bunun güzel bir örneği. Bu tarih, ilişkilere bağlılığıyla göze çarpıyor: seyahat, ticari ilişkiler, inanç ve fikir dolaşımı, çapraz bakışlar. Bu şekilde, duvarlarla birbirlerinden ayrılmış ve ölümsüz medeniyetler yanılsamasını sürdüren karşılaştırmalı tarihe karşı gelmektedir.

Bu tarih anlayışı aynı zamanda, gerçekliğin çeşitliliğini, küreselleşme, sanayi devrimi veya politik modernleşme gibi tek anlamlı bir söylemle örten ve yüzyılları ve kıtaları koşar adımlarla aşan bir tarih yazımını da kabul etmemektedir. Tüm dünyaya bağlantılı tarih anlayışının kurallarından biri de global tarihin sadece, genel meselelerin, Avrupa dışı bilgileri ve yerel olguları derinlemesine tanıyan ve bilen uzman çalışmalarından itibaren irdelenmesini öngörmesidir. Kaliforniya Üniversitesinde öğretim üyesi, çok önemli eserleri olan bir tarihçi, Vasco de Gama üzerine yazdığı çalışmayla tanınan Sanjay Subrahmanyam’ ın dediği gibi: “Genellemeler, genellemecilere bırakılamayacak kadar önem arz etmektedirler.”

Subrahmanyam’ın çalışmaları bilhassa Hint Okyanusu havzasını, Portekiz sömürgeci İmparatorluğu ve daha geniş anlamda Avrasya havzasındaki dolaşımı kapsamaktadır; modern dönemde, Osmanlı Akdeniz’inden Moğol hâkimiyeti altındaki Ganj nehri kıyılarına uzanan büyük Hint-İran havzası da çalışmalarının temel ögelerini oluşturmaktadır. Bu birbirlerine giren havzalar zaten Batının medeniyetler tarihini altüst etmektedirler.

Değişik diyarlar arasındaki temaslar büyük ve genel tarihi fresklerden kaçınmamızı sağlamaktadır. Ming hanedanlığı Çini uzmanı Kanadalı tarihçi Timothy Brook, Vermeer’ in tablolarında gözlemlediği detaylardan hareketle ( Le Chapeau de Vermeer ), XVII. yüzyılda Hollanda ile Çin arasındaki ilişkilerin yoğunluğunu irdelemektedir; bu yoğunluk, Shanghai ile Delft arasındaki eşya dolaşımında gözlemlenebilmektedir.

Fransa’ da Serge Gruzinski, çalışmaları boyunca, küreselleşme olgusunun ilk aktörlerinden XVI. yüzyıl İspanyol İmparatorluğu üzerine çalışmaktadır “( Les Quatre parties du monde- Dünyanın dört parçası )”; bu çalışmaları vesilesiyle melezleşme biçimlerinin çoğulluğu üzerinde ısrarla durmaktadır.

En son eseri, İspanyol Meksikası ile Osmanlı İmparatorluğunda mevcut karşılıklı bilgileri karşılaştırmaktadır; amacı, çağdaşlık biçimlerini dünya kapsamında düşünmek “( Quelle heure est-il là-bas ?- Orada saat kaç ? )”

 

İnternet Çağı

Gittikçe daha çok tarihçi, bilhassa sömürge durumlarında, yeni bilgilerin oluşmasını ve iletimini sağlayan kültürel aracılara ilgi duymaktadırlar. Bir tesadüf değil ki, XVI. yyıldan XVIII. yyıla uzanan yıllar, ”tüm dünya ile bağlantılı” tarih anlayışının tercih ettiği bir dönem: tabii ki, Amerika’nın keşfinden Hindistan’ın İngilizler tarafından istilasına kadar klasik ”Avrupa yayılımı” nın sorgulanması gerekmektedir.

Bu tarihçiler, kaçınılmaz bir sömürme süreci kapsamında değişik hâkimiyet durumlarının karmaşıklığını ve bilhassa Avrupalıların bu durumlarda her zaman başrolleri oynamadıklarını belirlemeye çalışmaktadırlar.

Bağlantılı tarih: esasında bu formül, bir reklam sloganına benzediğinden endişe verici olabilir. Küreselleşen ticaret, kültürel melezleşme, internet ağları, ”Bağlanın !” sloganını kullanmıyor mu? Ulusal hikaye, XIX.yüzyıl tarihçisinin, medeniyetler tarihi sömürgeleşmeden çıkışın çalışma alanlarını teşkil ederken, acaba ”bağlantılı tarih” de Internet dönemi tarihçilerinin ideolojisi midir ? Uluslararası temas ve alışverişler üzerinde uzun uzadıya durmak, geçmişin kültürler-arası ilişkilerini idi-lik ve yatışmış bir biçimde şekillendirme tehlikesini de beraberine getirmiyor mu? Daha da ileri giderek, muzaffer bir küreselleşme hikâyesinin eşiğinde olabilir miyiz?

Bu tehlikeye karşı, bazı çalışmalar birçok çatışmalı karşılaşmaların üzerinde durmaktadırlar. Havza ve Sınırlar tarihçisi Daniel Nordman, Charles Quint’ in 1541 yılında Cezayir’ e yaptığı askeri seferi incelemektedir. “( Tempête sur Alger- Ceyazir’de fırtına )” Bu seferin gerisinde sadece, Akdeniz’in Hristiyan ve Müslüman iki yakası arasında bir Haçlı olgusu görmenin entelektüel bir tembellik olacağını ileri sürmektedir. Türk, İtalyan, Arap veya Fransız vakayinamelerinin dikkatli bir yüzleşmesi, sabırlı bir tercümesi, Akdeniz dünyasında var olan birçok bağlantıyı su yüzüne çıkarmakta ve tarihi belleğin rastlantılarını sorgulamamızı sağlamaktadır.

Siyasal Bilimlerden gelen, Endonezya tarihi uzmanı Romain Bertrand, Hollandalı tacirlerin XVI. ve XVII. yüzyıllar dönemecinde Java’ ya varmalarını tavizsiz ve büyük bir incelikle vermektedir. “L’Histoire à parts égales ( Eşit paylı Tarih )” adlı son eserinde, geleneksel sömürgeleşme ve çatışma sahneleri, yerlerini karşılıklı bir anlayışsızlık, kaçırılan bir karşılaşma fırsatına bırakmaktadır; bununla beraber birçok etkileşimin de altı çizilmektedir.

Bundan çıkarılabilecek ders basit olmakla beraber, çok değerlidir. Tarih ne kaçınılmaz bir medeniyet çarpışması, ne de saf ve huzurlu bir kültürler-arası dostluk saptaması yapmakladır; buna karşın, insanların ve toplumların birbirleriyle ilişkiye geçme süreçlerindeki karmaşıklığı ortaya sermektedir; çoğu zaman bu süreçler, alışveriş-çatışma, bazen birbirini inkar ve yanılmalarla doludur. Bu süreçlerde sadece toplumlar değil, aynı zamanda değişik tarih bilinçleri, zaman kavramları da yüzleşmekte ve belirli bir ölçü aramaktadırlar.

 

Antoine Lilti, tarihçi

 

Le Monde gazetesinin 29-9-2011 tarihli Kitap ekinde yayınlanan yayınlanan bu yorumu fransızcadan çeviren Arsen Ceyhan/İkinciGrup

Bunlar da ilginizi çekebilir...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir